Asırların Ardındaki

(eberhard grossgasteiger, pexels.com'dan)

Yıl: 1524

        Ey asırların ardındaki halefim,

        Sana bu mektubu, tam beş yüz yıl öncesinden, bin beş yüz yirmi dört yılından yazıyorum. Daha önce benden hiç haber alamadın, biliyorum. Bundan dolayı senden özür dilerim. Ancak sen de takdir edersin ki, asırlar sonrasına bir mektup gönderebilmek oldukça zahmetli bir iş; sultan fermanı bile gideceği yere öyle yazılır yazılmaz ulaşmıyor.

        Sultan demişken, genç ve kudretli bir hükümdar olan Sultan Süleyman hüküm sürmeye başlayalı dört yıl oldu. Kendisi şimdilerde otuz yaşlarında diye biliyorum. Devletimizin toprakları oldukça geniş, gücümüz yerli yerinde, kudretimiz dünyayı titretiyor. Allah onu başımızdan eksik etmesin.    

        Son zamanlarda duyduğumuza göre, İbrahim Paşa'nın sadrazam olarak atanmasının ardından, Devlet-i Aliyye'nin Mısır valisi olan Ahmed Paşa, bunu gururuna yedirememiş. Mısır'da bağımsızlığını ilan ederek bir isyan başlatmış. Herhalde, Sultan Süleyman bunun hesabını soracaktır. Bakalım neler olacak.

        Ben ise, bu yüce devletin gölgesinde sıradan bir vatandaş olmakla bile, oldukça gururluyum. Hele de bir Müslüman olarak, İslam'ın gür sesinin tüm dünyada yankılanıyor olmasından, nasıl şikayetçi olabilirim? Ben de merak etmekteyim, sen nerelerdesin? Benimle aynı toprakları, aynı gururla mı adımlıyorsun? Yahut bambaşka bir yerde misin?

        Bir de, neler yapıyorsun, nasıl yaşıyorsun bilmek isterim. Ben, bir köyde yaşıyorum. Payitahttan uzakta bir köy. Ekip biçtiğimiz bir tarlamız ve hayvanlarımız var. Hem tarladan hem de hayvanlardan elde ettiklerimizin bir kısmını kendimiz tüketiyoruz, bir kısmını da diğer ihtiyaçlarımızı temin edebilmek için pazarda satıyoruz. Yediğimiz içtiğimiz her şey tabii. Zaten pek çok gıdayı elde ettiğimiz gün, ilk tazeliğiyle tüketiyoruz. Herhalde bundan ki, Allah'a şükür, pek hastalık yüzü görmüyoruz.

        Bazen köyümüze âlimler, dervişler gelir. Kimisi payitahttan gönderilir kimisi zaten hep diyar diyar gezmektedir. Onların sohbetine katılır, ilimlerinden müstefid oluruz. Dinimiz, dünyamız ve ahiretimiz hakkında bilgiler ediniriz. Bize uzak beldelerin haberlerini onlardan ve onlar gibi bizim buralara yolu düşenlerden alırız. Büyük hekimleri, mimarları, zanaatkârları bize onlar haber verir. İlginç icatların, harikulade buluşların ve dahi yeni olan her şeyin bilgisini bizlere onlar getirir. Bazen de uzun zaman gelen giden olmaz. İşte o vakit, burada günler epey sıkar insanı.

        Bizim gibi, köylerde yaşamaya alışanlar, ne kadar koşuşturmacanın içine girerlerse girsinler, yine de içlerinde derin ve varlığını ısrarla sürdüren bir dinginliği taşırlar. Bu kötü bir şey mi? Sanmam. İlginç bir huzur hâli de denebilir aslında. Lakin payitaht öyle değil. Hep bir gerginlik, hep bir karmaşıklık. Ben köydeki dinginliği daha çok seviyorum. Ama köy dinginliğini payitahtta da korumayı başarabilen insanlara hayranım. Sen nasıl bir yerde yaşıyorsun? Ne yer, ne içersin? Kimden, nasıl haber alırsın? Sizin oralardan çok yolcu geçer mi? Sen de, içinde bir dinginlikle yaşayanlardan mısın? Muhakkak anlatmanı isterim, beni merakta bırakma.

        Köyümüzde on iki hane var. Herkes birbirini tanır, bilir. Herkesin, birbirinin hastasından, evlilik çağı gelen çocuğundan, yolculuğa çıkan ilim talibinden haberi vardır. Kavga gürültü de olmaz değil, olur elbet. Ama geçer gider hepsi. Birbirimize sahip çıkar, hep gözetiriz. Açımızı doyurur, çıplağımızı giydiririz. Sizin orada kaç hane var? Komşuların, akrabaların nasıl insanlar? Onlardan haberdar mısın? Siz de birbirinizi gözetmekte misiniz?

        Ey benim asırların ardındaki suretim, bakışım, sesim. Bu anlattıklarım, senin içinde bir özlemi mi depreştirdi, yoksa bulunduğun zamandaki hâlinden memnun musun? Ben sana, yüzyıllar öncesinden birkaç bahis açarken, sen düşünceden düşünceye mi gezindin, yoksa umurunda bile olmadı mı? Gerçekten merak ettim: Sen, şu an bulunduğun zamanın insanı mısın? Yahut, her günün "Keşke başka bir zamanda olsaydım." diye söylenmekle mi geçiyor?

        Ben, bu yüce devletin gölgesinde, sıradan bir köylü olmaktan memnunum. Kendi hayatım için bundan daha fazlasını da arzulamıyorum. Evet, her gün bir sefa değil. Ancak bütünüyle cefa da değil. Sen de benim gibi, her şeye rağmen memnun olduğunu söyleyebildiğin bir noktada mısın? İnşallah öylesindir. Çünkü sen şimdi nerede, hangi karmaşanın içinde, hangi derin düşüncede olursan ol; yine de bil ki kıymetlisin. Sen benim suretim, bakışım, sesim. Asırların ötesindeki nefesim. Yaşadığın ve yaşlandığın günleri hürmet ve samimiyetle anıyor, sana beş yüz yıl öncesinden uzanan kollarımla, muhabbetle sarılıyorum.

        En hakiki selam, sevgi ve hürmetlerimle,

        Asırlar Önceki Selefin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Baltalanan İncelik

Makas Kesmiyor

Gülmekten Öldüm